Bir Bardak Aşk'maz mısınız?

“Masanda öylece duran ve her zamankinden aslında hiçbir farkı olmayan, yıllar yılı şeker miktarını bile değiştirmediğin kahvenin bir yudumunu onun, bir yudumunu kendin için içmek demekmiş Aşk.
Onsuz boğazından geçmezmiş meğer hiçbir şey” diye geçirdim aklımdan. Az önce.

Ve şimdi izninizle yıllar önceki tezimi geri alıyorum. Türk kahvesi ve aşkın benzerliğinden söz etmiştim bir yazımda. Şimdiyse kendimle çelişmenin, gerçeği öğrenmenin keyfindeyim…
Nasıl mı? Anlatayım.

Bi’saniye önce tahtaya vurup sonra da bir yudum orta şekerli kahvemden alıyorum. Bir ara neredeyse günde dört tane içtiğim, şimdilerde reflü yüzünden bire indirdiğim ama şu an her zamankinden çok daha lezzetli gelen kahvemden… Bir yudum da Aşk. Ah pardon! Bir yudum da su diyecektim… Kalbim sürçtü.

Tamam şimdi anlatmaya başlıyorum. Ama ondan da önce CD çalarıma bir albüm koymak ve albümde en sevdiğim şarkıyı yazıma eşlik yapacağım.
Bir yazıda okudum. Aşk ile kahvenin hiç bir benzerliği yoktur, kimilerinin söylediğinin aksine.” diyor. Ve devam ediyor: “Hani derler ya kimileri, Aşk da kahve gibidir, tadı damakta kalır diye. Benim damağımda kalan bu harika tat az sonra içeceğim bol limonlu çay ile kaybolup gidecek. Bu kadar mı yani Aşkın ömrü(?) Kahve olsa olsa tek gecelik ilişki gibidir. Aşka hakaret sayarım”.

Çok hak verdim bu satırlara. Eski yazım geldi aklıma. Ve ilk cümlem şu oldu. Sesli düşünüverdim oracıkta. 

Tadı damağında değil, aklın onda kalmasıymış Aşk.

Kahve her gün içilir de Aşk her gün bulunur mu mesela?
Kahvenin çeşitleri varken Aşk ya bir tanedir ya bir tane…

Bir lokması bir ömür tadı oluyor insanın. Aşk olsa olsa su olur.
Yaşam kaynağı.

Güne başlar başlamaz içilen, ve insan bedenine hayat veren.
Her yemekten sonra ilaç gibi gelen…

En güzel tatlıdan bile sonra en güzel gelen…
Tok tutan. Cildi yenileyen… Gözlere ışıltı, içine ferahlık veren.

Yazı kışı olmaz suyun. Fazlası olmaz. Eksiği zarardır mesela… Kuru bir cilt ve cansız bakışlardır sonu.
Aşksa can verir gözlere. Su gibi.

Çay keyfinin bile finali, en güzel kahveden önce bir de sonra içilen o bir bardak su gibi Aşk.

Ağzınızın tadını yeniler su… Aşksa hiç sahip olmadığınız kadar tatlı yapar hayatı. İlaç bile suyla içilir. Yani iyileşmek için gereklidir… Aşk gibi. “Sende bir güzellik var” derler mesela görenler.

Yaz güneşi eşliğinde kendini sulara bırakmak kadar özgürlüktür Aşk.
Suyun üzerinde dururken de Aşıkken de kendini sihirbaz gibi hisseder insan. Her şeyi yapabilecek kadar iyi, suyun üstünde duruyor uçmak ne kelime!

Yorgun bir günün sonuna eklenen ferah bir duş kadar hafif hissettirir Aşk.
Bardakta duran su gibidir. Arkası, dibi, sağı, solu, kalbi, aklı, elleri görünür Aşkın. Lekesiz, berrak…

Demem o ki, su gibidir Aşk.

En susuz anınızda ikram edilen bir bardak su gibi iyi gelsin hayatınıza.

Aşkı getireniniz de “Su gibi aziz olsun.”  


























*Şarkı: Noëlle Cordier - Mon coeur pour te garder
Nasıl? :) Tanıdık geldi değil mi? 


 1978 yıılında Türkçe aranjmanını seslendiren Ajda Pekkan'ın dediği gibi;

HAYKIRACAK NEFESİM KALMASA BİLE
ELLERİM UZANIR OLDUĞUN YERE
GÖZLERİM GÖRMESE BEN BULURUM YİNE
KALBİM DURMUŞSA İNAN ÇARPAR SENİNLE






Bi Bakmak

Bugün 24 Mayıs iki bin on altı.
Sıradan bir gün olabilir. Söz konusu ayın bilmem kaçınca haftasının, sıradan bir Salısı olabilir…

Belki hiçbir anlamı olmayan belki de çok anlamı olan bir gündür. Kişiye göre değişir.
Belki de kocaman bir "yaşamı değiştirir"
Benimkini değiştiren tarih bu…
Benim yaşamımı bizz yapan. 

***
Benimki, “bi bakmaktı sadece”.
Gözlerim baktı. Ben bakma... Ben baktım!
Ve ben bunu, iyi ki de yaptım.
***


Belki de hayatımda ilk kez bu kadar büyük harflerle yazıyorum İYİ Kİ’yi.
Kolay harcamayın bu sözü. Ya da boş verin harcayın, nasıl olsa gerçekten bu kadar büyüğüne rastladığınızda diğerlerinin anlamı kalmayacak. Sizi temin ederim.

Ve sen!
Hayatıma değen onlarca bakışından en güzelini, o gün (yani geçen yıl bugün) gördüm.
O gün hatırladım, hiç unutmadığımı.
Baktıkça...
El ele oldukça.
Dünya döndükçe...
Nehirler aktıkça.
Güneş doğdukça... 
Hepp'im olur musun?

En kıymetli bakışmamız kutlu olsun! 



24 05 2016 Baltalimanı, İstanbul


Sayfa Sayfa

Yeni yetme kalbimin gizliden gizliye titrediği o bir çift göze...

Ellerimde tuttuğum kitabı, yıllar öncesinden biliyorum. Tanıyorum hem de çok iyi... Hem kapağındaki yeşili hiç unutmadım ki. İsmi de hafızamda mıh gibi çakılıydı sanki...
Hani "hiç unutmam" diye başlayan bulutların ardına bakarak anlatılan cümleler gibi ışıl ışıl.

Önsözünü bir kelimesini bile atlamadan okudum bir kerede. Ne de güzel bir merhaba, dedim içimden. Yıllar sonra bir kez daha.

Daha ilk cümlesinden sürükledi beni. Okumaya hasret olduğum binlerce satır onda gizliymiş gibi. Her sayfasında biraz daha bağlanarak, her bölümde hiç elimden bırakmamacasına.
Bitmesin, diye sayıklayarak.

Anlamına aşık olduğum satırların sahibiydi bu kitap... Bunca yıl neden okumadım ki, diye hayıflansam da biliyorum ki her şeyin bir zamanı var. Belki de bu kadar anlayamayacaktım dilinden, bu kadar dolmayacaktı kalbime her bir cümlesi ve dönüp dönüp okumaya olmayacaktı sabrım.

Virgüller, noktalı virgüller, ünlemlerle dolu her satırı... Sanki hiç noktasız.
Böyle daha güzelmiş cümleler. Daha bitimsiz her şey...

Ellerimden sıkı sıkı tutuyor beni hiç bırakmayacak gibi. Bağlanmak böyle bir şeymiş işte...
Satır satır ezberlemek. Bir sonraki cümleyi bilecek kadar tanımak, anlamak ne eşsizmiş. Ne emsalsiz.

Sağına soluna aldığım notlar bizi birbirimize daha da bağlıyor biliyorum. Onun için sakınmıyorum kelimelerimi, duygularımı...

Hayat kitaplığımın en güzel yerine layık en bitimsiz en özel kitabım... Aklımdaki tüm soruların cevabı gibi her sayfası. Bilmediklerimi öğreten bir ansiklopedi fasiküllere bedel...
Hiçbir sahafta hiçbir kitapçıda bulunamayacak kadar tek.

Bir Aşk romanı, bir hayat hikayesi, bir film senaryosu...
Bitmeyen bir sen'foni gibi...

Ben yazan. Beni anlatan satırlarıyla beni enn baştan yazan, uzuun bir roman.
Bitmeyen ve bitmeyecek kadar uzun.

Sonuna hiç yaklaşılmayan her bir sayfasında bir yenisi eklenen bir sonsuzluk...
Bu bitimsiz bir Aşk kitabı. Bitimsiz bir sarılmak gibi... Kocaman ve sıkı sıkı.




















Bırak yağsın yağmur Aşk
Bırak ıslatsın bizleri.
Her damlası artırıyor sana olan Aşkımı.
Bırak yağsın bebeğim,
İliklerimize işleşin.
İliklerimizdeki aşkla birleşsin
Bırak yağsın yağmur Aşk
Bırak rüzgarlar essin
Bırak fırtınalar kopsun Aşk
Sen yanımda ol yeter 
Umurumda değil Aşk.
Sen yeter ki iliklerimde kal. -bir sayfasından alıntı-

"Özlemek"li "Eksik Olmak"lı

Hepimiz, bir sebeple birilerine, “Eksik olma” deyiveririz. Bu çok da olağandır. Normal bir karşılıktır. Ayıp olmasın diyedir bazen, bazen de gerçekten "teşekkürler iyi ki...." demenin daha dokunaklı bir ifadesidir.

Bi sevdiğimiz güzel bir şey yaptığında ya da iyiliğini hissettirdiğinde... Kuru bir teşekkür yerine hızlıca söyleyiveririz "eksik olma".
Belki alışkanlıktır sadece. Adettendir ya da… Bir çırpıda çıkıverir ağzımızdan çok sıradan.

Ama gelin görün ki en içten... tam içten... tamamıyla hissederek söylenmesi bir başkadır bunun. Hızlıca düşünün. Birisine onun eksik olmasını istemedeğinizi söylüyorsunuz. İşte, yazının başında bahsettiğim o birine “eksik olma” demek, çok önemli oluverir böyle düşündüğünüzde. Aslına bakarsanız burada as'lolan, o kişidir.

Kim ister ki sevdiğinin eksik olmasını? Eksilmesini? Artık olmamasını?

Bizim için önemli olan birini özlediğimiz zaman bir eksiklik hissederiz. Sabahtan akşama ya da her ne şekilde olursa olsun eksiltir insanı o kişiyi görmemek. Hepp ister ki yanında olsun. Her anını paylaşabilsin... Kendini eksik hisseder insan özlediğinde. Ne yapsa tam olmaz ya hani, o misal.

Ve tabii ki ortada bir eksik, bir eksilme varsa önü de arkası da muhakkak özlemdir bunun. Eksik olmanın bir tezahürüdür belki de özlem, özlemek. Eksikliğini hissedince özler insan. Ya da özlediğinde eksikliğini hisseder.

Özlemek, büyük duygudur. Desibeli en yüksek kelimedir derim hep. Defalarca da yazmışımdır oraya buraya. Gürültülüdür özlemek. Özledikçe özler insan. Özledikçe daha çok hatırlar.
Hatırladıkça muazzam bir kakafoni oluşur beyninin en içinde. Ve en hüzünlü Bach eseri kadar etkili olur insan bünyesinde.

Tabii özlediğinizin kim olduğuna göre de bu Bach eseri hüzünden Aşk'a dönüşebilir. Benden söylemesi.

Tam da düşlediğiniz anda, sevdiğinizin sesten bir “özledim seni” duymak eşsizdir. Ya da telefona düşen tek bir mesaj, bir kelime; “Özledim.”.

Okunurken kısa, anlamı ise upuzun kelime. Ona kelime demek belki de haksızlık olur. O bir cümledir kimilerine göre. Kimine göre bir ömür. Artık buna ister film deyin ister kitap içi öylesine doludur ki.

Biliyor musunuz? İtalyanlar “özlemek” fiili yerine “eksik olmak”* fiilini kullanırlar . Hep derim romantizmin duygunun dili diye. Fonetik ve estetik kadar duygu da önemlidir dillerinde. "Seni özledim”in** asıl anlamı onlara göre “bana eksiksin”le aynıdır.
Ne kadar duygusal değil mi?

Şimdi başa alıyorum tüm anlattıklarımı.
Bir kez daha düşünüyoruz.

Birine, “bana eksiksin” dediniz mi hiç?
Nasıl?
Kulağa daha büyük geldi değil mi? Kocaman. İçi çoook dolu.
Dopdolu.

Öylesine bir anda, belki de riyakarca ya da sadece kibarlıktan “eksik olma” diyebilirken; “bana eksiksin” demek öyle her babayiğidin harcı değildir. Üstelik "özledim"in etkisini bile katlayabilir yeri geldiğinde.

Ben diyorum. Her fırsatta... "Bana eksiksin" diyorum. Siz de deyin sevdiğinize.

Size eksik olanın eksikliğini bir dakika içinde bile hissedebiliyorsanız eğer... bana kulak verin.
Özlemelere mahal vermeyin.
Veriyorsanız da varın özleyin.
Ama yüksek sesle "bana eksiksin" demekten "eksik olma" demekten çekinmeyin.


***
Yazarken bunca satırı özledim yine,
Özlemenin "eksik olma" halindeyim hem de
Sen, gözlerini benden eksik etme!
Ben yine de özlerim Aşk

Sen hiç eksik olma e mi?
Eksilme bende.
Özlesek de çoğalalım birbirimize
Bir kısmını emanet bırak da
Sen gelene kadar eksilmesin içimde
Sonra tamamlarız
Sen gelince

Bir saat ya da bir gün farketmez
Olmadığın'larda hepp eskiksin bende
Ama sen hep bende


Özledim.


"Ben seni hepp özlüyorum ki" -alıntı-














*mancare: eksik olmak
** mi manchi: özledim seni manasında ama ilk anlamı "bana eksiksin" 

Yazmak Üzerine & Seni Seviyorum Cümlesi

Bugüne kadar çok yazı yazdım. Mesleğim de yazmak elbette ama buraya yazmanın yeri ayrı oldu benim için. Defter sayfalarından gün yüzüne çıkıştı başlarda...
Sonra değiştiler. Ben'leştiler. Ben oldular. Benim oldular.
Sevdim onları.
Ara sıra övündüm de onlarla. Çok değil ama güvendim onlara.

Bazen bir şarkı sözü dönüştü paragraflara bazen olmayana özlem...
Bazen olmasını istediklerimi yazdım... Hatta sanırım en çok da bunu yazdım.

Hayallerim, şarkılarım, müziklerim, hislerim ve günlerimin sayfalarıydı onlar...

Hep inandığım bir şey vardı onu yazdım. Kimileriniz beni iflah olmaz bir melankolik ilan ettiniz, bazılarınız sırılsıklam aşık sandınız. Hoş bir zamanlar ben de kendimi öyle sandım. Yalan değil...
Ama benimki yalnızca topladığım malzemelerden bir süs yapma çabasıydı. Yazdıkça çözerim sandım. Yazdıkça bulurum gerçeğini ...
Ya da o gelir bulur beni.

Alınmasın istedim kimse üzerine. Kimseye mal etmedim kendimden başka. Hislerimden, şarkılardan, filmlerden, sokaktan, hayattan ve şarilerden başka hiçbir şeyden ilham almadım. Ah bir de lodostan... Ve tabii İstanbul'dan.

Evet, anlamışsınızdır zaten. Ben bugüne kadar hep onu aradım. Belki de aramakla bulunur sandım.
Zaten en büyük yanılgıydı bu benim için. Anlamadım.

Olması gereken o'ya methiyeler yazdım. Durmadım ki hiç. Ne kelimelerim ne kalemim ne de ellerimin durası vardı. Hayal ettim yazdım. Bir şarkı dinledim yazdım.
Zaman zaman ahkam kestim. Zaman zaman aldım bir albümü dinledim. Bazen bir doğum günü teşekkürü yazdım buradan bazen de toplumsal bir olay.
Onun için bazı yazılarımın başlığında "aşksız" dedim.
Hep aşk yazmış gibi olmamak için.
Ama ben hep aşk yazdım.
Ben aşk yazdığımı sandım ama hüzün okunmuş. Hayal kırıklığı, dert, tasa, keder, isyan, aldanış okunmuş.
Bilemedim.

Aşk yoktu ama ben gene de yazdım. "Olsana aşk"ı, hayal kahramanı "sevgili"yi aldım karşıma yazdım...

Sonra birden ellerim durdu
Dillerim lal
Gözlerim dolu dolu
Kalbim küt küt... 

Bir sevmek
Bir heyecan
Bir merhaba ki bu bambaşka

O geldi hayatıma. Satırlarıma da gelir sandım. Gelmedi. O satırlarımın ta kendisi oldu. Ben yazamadım o yazdı bana. Ben yazsam da paylaşamadım onun dışında...

Yılların özlemini karşılayan bir kucaklaşmaydı bizimkisi
Nerelerdeydin bunca yıl, diye haykıran bir kucaklaşma
Hesap sorarcasına ama hesapsız bir sevgi
Oluk oluk 

Hayat buydu işte. Nefes almak bu.
Sordular bana "Neden yazmıyosun?" diye. Ben bile anlamamışım yazmadan geçen günlerimin sayısını.

***
Kapının ardında görmüşüm bir kere
sonra defalarca...
Yıllar geçti
Yollar yürüdüm
Yürüdüm de bulamadım.

Mavi kapılarda durdum iç çektim nedensiz...
Bazı şarkılarda ağladım hislendim benden büyük
Bir diyara gittim ruhumu bıraktım 
.... geldiğimde eksik

Sonra bir gün,
Onu gördüm
Güneşti... 

Ben çiçeklendim
Bir daha görmek geldi içimden 

Yıllar geçti
Yollar aldım ben

Islandı ayaklarım
Yağmur yedim buluttan kaçamadım şemsiyesiz
Lodoslarda üşüdüm montsuz
Böğürtlenlere ulaşırım, dedim
.... kollarım kanadı dikenlerden
Yollarımı kesenler oldu
Külhanbeyleri...

Yıllar geçti
Yollar aldım ben

Sonra o mavi kapının önünde buldum kendimi
İç geçirdiğim, o mavi kapının ta kendisiydi eşiğinde olduğum
Bir dokundum aralandı

Bir daha dokundum
Açıldı ardına kadar

Yazdıklarımdan da mükemmeldi her şey.
Çizdiklerim hayat bulmuştu çiçek çiçek
Bildiklerim hikaye
Bilmediklerim gerçekmiş meğer

Sonra bir gün Seni Seviyorum dedirtti bana hayat.
Hem de yüzlerce yazıya, binlerce satıra bedel. Hepsi sus pus "seni seviyorum"larımı dinler oldular. Yazdıklarımı kendime saklamaya karar verdim.
Kendime ve bize.
Bir gün onlarla kocaman bir bahçe olsunlar diye... Halka açık.
Aşk'a açık.






Seninle Aşk

Uzandım sana
Yetişemem sandım ilk başta
Beklemeye tahammülsüz,
Sevmekli, hükümsüz
Boyumdan büyük sevdim
Kocaman oldum seninle Aşk

Tüm bildiklerimi
Bildiğimi sandıklarımı
Sil baş yaptım...
Gerçeğin de gerçeğini gördüm
Hayat buldum ellerinde Aşk.

Yazdıklarımı, çizdiklerimi, okuduklarımı
Satır satır, çizgi çizgi işlediğim duyguları
Unuttum hep asl'olan dediklerimi
İlk kez yazdım seninle Aşk































Tutun. Tutun Bırakmayın

Ellerinizi tutan, hem de sıkı sıkı tutan bir el varsa sakın bırakmayın. Ne pahasına olursa olsun bırakmayın.

En eğlenceli dönme dolapta savrulduğunuzu düşünün ya da uçurumdan düşmek üzereymiş gibi… belki de o çok sevdiğiniz rengarenk uçurtmayı kaçırmamacasına…
Tam düşecekken -küçük bir çakıl taşı yüzünden- tutunacak bir dal gibi can havliyle tutun.
Tutun.
Bırakmayın.

Soğuktan koruyun onları mesela…
Bazen alışsanız da o ellerin ellerinizde olmasına, arada sırada hatırlatırcasına sıkın.
Sakınmayın.

En güzel şarkıda dans ederkenki gibi sevgiyle… ilk tanışma anındaki gibi heyecanla, beklenmedik o karşılaşmadaki gibi sevinçle… tutun.
Tutun bırakmayın.

Ellerinize sinsin kokusu. Yıkamayın. Bırakın.
Tek tek inceleyin. Tüm detaylarını bilin. Hayat çizgisinden şans kıvrımlarına kadar… Falcıya değil kalbinize sorun.
Uzun bir yoldan gelmiş el sallarkenki gibi mutlulukla, sıcak bir çay bardağını tutacak gibi sakınarak… Ya da bir kuş konmuş gibi incitmeden. Tutun.
Tutun bırakmayın.

Anlayacaksınız o zaman… Ömrünüzde belki de ilk kez bu kadar kocaman bir nefes alıp ustalıkla nefes verdiğinizi.

Yaşadığınızı…


El ele. 


Meğer Şiiri

Sen ilk bakışınla beni almışsın meğer
Ben seni o kapının arkasında ilk görüşümde vurulmuşum meğer
Karışmış çocuk sevincime
Yeni yetme bakışlarıma
Saf heyecanıma
Bu daha o günden belliymiş meğer

Senmişsin meğer
Yıllar sonra da kalbimin tek sahibi

Yıllar önce masama bıraktığın bir beyaz yaban gülü
Habercisiymiş meğer her şeyin
Hisar'da bir papatyaya kokusuna bırakmış mektubunu
Yine odama gelecek konacakmış meğer

Ben seninmişim meğer bunca yıl
Bir bildiği varmış meğer birbirini kesen yolların
Alaçatı parke taşlarından
Mağaza önünden
Ordaan burdan geçen yılların

Beklediğim buymuş meğer
Beklediğime değmiş meğer
İki elinin arasına alıp da kalbimi
Öpüşünmüş meğer beni hayata döndüren

Nefesinmiş meğer
Kokunmuş meğer
İçime aktığı an ayak bileklerimden sırtıma oradan ellerime kadar titreyen
Sen benim aşkımmışsın meğer



22122015, 16.15

Büyük Harfle Aşk

"Aşk'ın ilk harfi büyük yazılır..."

Aşk'a saygımdan değil
Sana Aşkımdan
Bir harfi değil seninle
Bir ömrü büyütmeye geldim

Aşk!
Tut ellerimi
Sensiz olamam

22.01.2016






















Sabahtan Kalma

Akşamdan değil
Sabahtan kalmayım aşk! 

Üzerimdeki kokun burnumda
Hapsettiğim nefesin ruhumda
Seninle dolmuşum sevgilim
... özlemek ne kelime

Akşamdan değil
Sabahtan kalmayım aşk!

Günün ilk kelimesindeki gibi sevdalı
Günaydın buselerin gibi aşklı
Senli'yim her an sevgilim
... düşünmek ne kelime

Akşamdan değil
Sabahtan kalmayım aşk!

Kalbim sol yanında daima
Yüzüm bir nefes uzağında olsun
Sana söz verdim sevgilim
... hayat ne kelime

29.12.2015 


Ben, Mavi Kapı & Kalbim

Mavi bir kapı görmüştüm yıllar önce
Başka bir kapının ardından
Gülümsemişti çapkın

Ben, insanlar ve kalbim vardı orada

Bir mavi kapı vardı düşümde
Arada bir kendini hatırlatan
Yağlıboya bir tablo gibi
Belki de eskidikçe kıymetli

Ben, yıllar ve kalbim hâlâ

Bir mavi kapı gördüm bir yörede
Eski bir dost, tanıdık bir tebessüm,
sıcak bir kalp kadar emsalsiz

Ben, parke taşlar ve kalbimdik oracıkta

Bir mavi kapı gördüm
Her gün önünden geçtiğim o yerde
Tam kapsını çalacakken yok olan
Hayalden pamuktan...

Ben, ışıklar ve kalbim kalakalmıştık

Koşturdum
Kaçtım
Aheste yürümeye başladım

Bir mavi kapı geldi durdu karşımda
Tanıdım.
Zildeki ismi, boyasının çizgilerini, adını, sesini
Dokundum aralandı

Ben, kahve kokusu ve kalbimleydik masada

Bir mavi kapının eşiğinden adım attım
Huzurdu içerideki koku
Aşktı çalan zilin melodisi
Sevdaymış eşikteki çiçekler
Her odası güneşe bakan bu evde
Çok mavi kapı varmış meğer

Ben, aşk ve kalbim bulmuştuk "biz"i




Sen'foni

Yorgunluğumun çizgileri sevgi sözcükleriyle savaşırken, Benim bile göremediğim uzaklarda gözlerim
Ve... Tam da sevmekli ve uzun çalıyordu sen'foni

Sen Kokuyor

Sen,
Başka bir şehrin sabahında
Belki de alışkınsın
... havasına, kokusuna

Ama bana,
Senden beri sabahlar sevgilim
Sen kokuyor
Sen olsan da olmasan da




Oysa

Ne zaman duruyor ne düşünceler
... yürek ağızda
Akreple yelkovan bile yalnızlar
... aynı kadranda
Birlikteyken tam on ikiden aşkı
vuruyorlar
oysa


Erenköy-2014